• Hat üstadı...
    • İmzalı
    • Kağıt, sulu boya
    • 22x42.5cm.
    _____________ Bekir Er (1975- ) Ankara'da doğdu. Mövsim Orucov’un atölyesinde 6 yıl kara kalem, sulu boya ve yağlı boya dersleri aldı. 1989 yılında Yasin Suresi'nin bir levhasını gördü ve ilgisi hat sanatına yöneldi. İstanbul'da Reisü'l-Hattatin Hasan Çelebi'den meşk edip, sülüs ve nesih yazılarda icazetini aldı. Halen Ankara Hamamönü'ndeki atölyesinde Hüsn-i Hat dersi vermeye devam ediyor. Ankara ve İstanbul'da muhtelif sergilere katıldı. Çok sayıda  koleksiyonda eserleri mevcuttur.
  • Hat üstadı ...
    • İmzalı
    • Kağıt, sulu boya
    • 23x17.5cm.
    _____________ Bekir Er (1975- ) Ankara'da doğdu. Mövsim Orucov’un atölyesinde 6 yıl kara kalem, sulu boya ve yağlı boya dersleri aldı. 1989 yılında Yasin Suresi'nin bir levhasını gördü ve ilgisi hat sanatına yöneldi. İstanbul'da Reisü'l-Hattatin Hasan Çelebi'den meşk edip, sülüs ve nesih yazılarda icazetini aldı. Halen Ankara Hamamönü'ndeki atölyesinde Hüsn-i Hat dersi vermeye devam ediyor. Ankara ve İstanbul'da muhtelif sergilere katıldı. Çok sayıda  koleksiyonda eserleri mevcuttur.
  • E. Ç. koleksiyonu. (*) "Sultanların hat muallimi"
    • Hafız Osman hattı / 1642-1698 (**)
    • 14.5x19cm.
    • Kondisyonu çok iyi
    Hafız Osman hattından dikkat çeken ifadeler şu şekildedir:
    • "Kadınlara ve yaşlı adamlara vefa, cefadan daha güzeldir." (Transkript: "Eleysel vefâü aninnisaü adiymün ve cefâün ve hünne. Alerricâli kadiymün nigmel mekal.")
    • “Bu ilmi sonraki nesillerden dürüst ve kabiliyetli olanlar alıp aktaracak ve onu cahillerin yorumlarından, bâtıl ehlinin istismarından ve haddi aşanların saptırmalarından koruyacaktır.” (Nesih hattıyla Hadis-i Şerif)
    (*) Hattın ilk sahibi M. H. E.'un verdiği bilgiye göre eser, 1990 başlarında Ankara'da müzayededen satın alınmıştır. (**) Hattat Bekir Er'in titiz incelemesi hattın Hafız Osman'a ait olduğun teyit etmiştir. ____________________________ Hattat Hafız Osman Efendi (1642-1698) Hafız Osman Efendi, Osmanlı devri hat sanatının efsane isimlerinden biri belki de birincisidir. Osmanlı hat mektebinin kurucusu kabul edilen Şeyh Hamdullah’tan (1436- 1520) sonra akla gelen ilk kişi Hattat Hafız Osman’dır. Yazdığı çok sayıda her türden yazıları, bilhassa Mushaf-ı şerifleri ve yetiştirdiği çok değerli ve çok sayıda çırakları sebebiyle “hüsn-ü hat” tarihinde büyük şöhrete ulaşmıştır. Sultan II. Mustafa'ya, III. Mustafa'ya, şehzadeliği sırasında III. Ahmed'e hocalık yaptığı devlet kayıtlarında sabittir. Hafız Osman Efendi, bugün bile hat dünyasında en çok yazılan ve çok da rağbet edilen Hilye-i şerif yazma an’anesininin kurucusudur. Uzun zamandır yaygın olan yazıları resimsel bir tasarım halinde toparlayarak, bu sanatın standardını oluşturmuş; hilyeler duvar dekorasyonu veya yüzey süsü olarak diğer dinlerin geleneğindeki figür resimleri fonksiyonunu görür olmuştur. Hâfız Osman ölümünden üç dört yıl önce felç geçirmiş, ancak uygulanan tedaviyle hastalığı hafif atlattığından yazılarında bir gerileme görülmemiştir. Günümüze kalan yapıtları Topkapı Sarayı Kütüphanesi, Sabancı Müzesi ve Nasser D. Khalili koleksiyonlarında bulunmaktadır. Kaynakça:
    • TDV İslâm Ansiklopedisi, 15. cilt, İstanbul, 1997.
    • Cl. Huart, Les calligraphes et les miniaturistes de l’Orient musulman, Paris, 1908.
    • Kemâl Çığ, Hattat Hâfız Osman, İstanbul 1949.
    • M. Uğur Derman, Türk Hat Sanatının Şâheserleri, İstanbul, 1982.
  • Celi ta'lik (h.1410- m.1990 ) ... Elhamdül'i-llahi Rabbi'l- Alemin (Hamdolsun  alemlerin Rabbine) (*)
    • Hattat: Savaş ÇEVİK (1953- )
    • Halkârî: Mamure ÖZ (1961- )
    • Altın kalem işi...
    • 26 x 60 cm. (çerçeveli, 32.5 x 66.5 cm.)
    • Kondisyon: Çok iyi
    (*) Hattat Çevik, eserin ketebe (imza) kısmında hocası Türk mûsikisi bestekârı ve ta‘lik hattatı Kemal Batanay beyi de anarak saygısını ifade ediyor. Katalog notu ---------------------------
    • Talik, “asılmak, askıya alınmak” anlamlarına gelir.  Ta‘lîk İran’da tevkī‘ ve rikā‘ yazılarından geliştirilmiş bir yazı çeşididir.
    • Celî, yazı çeşidini değil karakterini ifade eder. Hemen bütün hat nevilerinde yazının, bir yazı cinsi meşkedilirken kullanılan meşk kaleminden daha geniş bir kalemle yazılan iri şekline celî denir.
    • Halkârî, “süslemek” anlamına gelen Arapça haly kelimesiyle “iş” anlamındaki Farsça kâr ve nisbet ekinden meydana gelir (haly-i kâr > halkârî). Varak altının ezilip jelatin eriyiğiyle karıştırılması ile hazırlanan zermürekkebin yoğunluğunun dereceli olarak kullanılması sonucunda elde edilen gölgeli tezyinata halkârî adı veriliyor.
  • Fatih Özkafa (1974-)
    • Aherli kağıt, is mürekkebi, 2005. (*)
    • 40 x 28 cm. (çerçeveli (56 x 43 cm.)
    • Kondisyon: Çok iyi
    (*) Eser, geleneksel yöntemlerle is mürekkebi kullanılarak aherli kağıda yazılmıştır. İstifi rahatlatmak amacıyla klasik noktalama yerine dairesel formda noktalama yapılmıştır.
    • İmza: İbrahim
    • Paspartusuz, 21 x 32 cm.
    Katalog notu ---------------------------
    • Bismillahirrahmanirrahim (rahman, rahim  Allah’ın ismiyle) ifadesi kuş formunda işlenmiş. Kuşun baş kısmında "neml suresi" 31. ayet nesih hattıyla yer alıyor.
    • Sağ altta nazardan korunma amacıyla okunan "Kalem suresi" 51 ve 52. ayetler nesih hattıyla yazılmış.
    • Sol altta ise korunma  amacıyla "Yusuf suresi"  64. ayete yer verilmiş.
    Kondisyon raporu ---------------------
    • Levhanın sağ üst bölümü suya maruz kalmış ve mürekkebin bir kısmı kaybedilmiştir. Ayrıca sağ üst köşede yıllara sari kağıt kaybı mevcuttur.
  • Tableau General de l’Empire Othoman..., Birinci baskı, 1. cilt (*) (Osmanlı arşivlerindeki belgelere göre D’Ohsson, 1792 yılında Padişah III. Selim’e sunar. Muhteşem gravürlerin Fransızca altyazıları padişah için tercüme edilir. Eseri çok beğenen III. Selim, “Musannifini Hak Teâlâ İslâm ile müşerref eyleye” temennisini ihtiva eden hatt-ı hümâyunu ile kendisine 5000 kuruş gibi büyük bir atıyye [ihsan - bahşiş] verir.) (**)
    • Ignace Mouradja d' Ohsson (1740, İstanbul - 1807, Bievres)
    • Paris, 1787
    • Açılış sayfası (frontspiece) dahil (vi), xii, 324, (2), dört tablo (A, AA, B ve C), 38 figür içeren 24 tam sayfa gravür (***)
    • Büyük (folyo) boy, 525 x 350 mm.
    • Kitapta eksik gravür ya da sayfa bulunmamaktadır.
    • Sırtı, orijinal altın varaklı dana derisi. Cilt köşelerinde yüzyıllara sari yıpranma mevcuttur.
    • İç kapaklar orijinal ebru.
    • Eserin en çok aranan muhteşem çift sayfa gravürü "Sultan Ahmet Camii'nde Mevlit Töreni" mevcuttur. (pl. 25, syf. 256)
    • Hz. Muhammed'e ilk vahyin ulaştırıldığı Hira Mağarası'ndaki görünümüne ilişkin "Mehhdy" isimli gravür dikkat çekicidir. Gravürde Hz. Muhammed'in Kuran-ı Kerim'i elinde tuttuğu görülüyor. (pl.7, syf. 88)
    • Eser, bütün olarak iyi kondisyondadır. Gravürlerin kondisyonu çok iyidir.
    (*) Eser, 1787 ile 1820 yılları arasında (büyük boyda) üç cilt halinde yayımlanır. Eserin en gösterişli ve önemli cildi olan 1. cildin ilk kısmı islâm tarihi ve hukukuna ayrılır. Namaz kılma usullerinden, Hazreti Muhammed'in kişiliğine pek çok değerli bilgi verilir. D'Ohsson birinci cildin ilk kısmında İslam bilginleri İbrahim el-Halebi’nin (ö. 956/1549) Mülteḳa’l-ebḥur’u ile Nesefi’nin (ö. 537/1142) Aḳaʾidü’n-Nesefi adlı eserlerinden faydalanır. Eserin ikinci kısmı ise başlangıçtan 1774 yılına kadar gelen Osmanlı tarihini ayrılır. Saray teşkilâtı, Osmanlı hânedanı, harem, harem hayatı ve harem kadınları hakkında yer alan bilgilerin saray hizmetkârları ve haremde yaşayan câriyelerden alınarak aktarıldığı ifade edilir. (**) III. Selim'in ödüllendirdiği eserin ilginç özelliklerinden biri de Halifeliğin Osmanlı'ya geçişiyle ilgili önemli bir rivayeti konu almasıdır. Tarihte ilk kez yazılı - basılı bir eserde (d'Ohsson tarafından) Yavuz Sultan Selim'in Hilafet kılıcının kuşanarak Hilafeti devraldığı anlatılmaktadır. Mısır ve Arap yarımadası Osmanlı hâkimiyetine girince, Yavuz “hâdimü’l-Haremeyni’ş-şerîfeyn” unvanına sahip olur.  Sonraki bazı kaynaklara göre son Abbâsî halifesi III. Mütevekkil-Alellah hilâfeti Yavuz Sultan Selim’e merasimle devreder. Yavuz Sultan Selim, İstanbul’a dönüşünde Eyüp Camii’nde veya Ayasofya Camii’nde özel bir tören yapıldığı ve hilâfet kılıcı kuşandığı rivayet olunur. Fakat Yavuz Sultan Selim dönemi kaynaklarında bu olayla ilgili herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Hoca Sâdeddin Efendi’de geçen, “Libâs-ı hilâfeti istihkak ile telebbüs eylemişken dervişâne kisvet ve libâsı ihtiyar etmişti” ifadesinden başka bir bilgi mevcut değildir. Modern tarihçiler, böyle bir merasimi belgeleyen orijinal belge bulunmadığından hareketle bilgilerin uydurma olduğunu ve Osmanlının hilâfetin mânevî nüfuzuna ihtiyaç duydukları dönemlerde geriye dönük olarak rivayet ettiklerini ileri sürerler (Bkz. Asrar, sy. 22 [1983], s. 91-100; Sümer, LVI/217 [1992], s. 675-701). (***) Eser, gravür ve sayfaların eksiksiz olması sebebiyle son derece nadirdir. Eserdeki 4 tablodan A ve AA harfleriyle kodlanan büyük boy (595 x 454 mm.) iki ayrı katlanan tablo, Hazreti Muhammed'in mensup olduğu Kureyş kabilesinden başlayarak halifeler, 12 imam vd. İslam önderlerinin soy ağacını içermektedir.  B harfiyle kodlanan büyük boy (970x265mm.) katlanan tablo, arapça harflerle dini takvimi göstermektedir. C harfiyle kodlanan tam sayfa gravürde ise Osmanlı hat türleri örnekleriyle resmedilmektedir. Ignace Mouradja d' Ohsson'un, Tableau General de l’Empire Othoman (1787) isimli eseri yukarıdaki katalog bilgileriyle ilk kez müzayedeye çıkıyor. Bilgileri başka mecralarda kullanmanız halinde Maarif Sahaf Antika Galerisini referans göstermenizi öneririz. __________ Ignatius Mouradgea d’Ohsson - Muradca Tosunyan (1740-1807) D’Ohsson, Osmanlı Devleti’nde doğup büyüyen, tahsil gören, Avrupa kültürü ve medeniyetiyle yoğrulan Levanten tipin ilk ve en parlak örneğidir. İstanbul Beyoğlu’nda Katolik Ermeni bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Johannes Mouradgea’nın (1721, İstanbul – 1787, İzmir) adı arşiv kayıtlarında “Ohannes veled-i Muradca” şeklinde geçer. “Muradca” isminin sonunda düşmüş bir “n” harfinin bulunduğu ve kelimenin Ermenice aslının “Muradcan” olduğu tesbit edilmiştir. Bu kayda göre d’Ohsonn’un büyük babasının adını aldığı anlaşılmaktadır. Meşhur olduğu d’Ohsson adı ise amcası veya dayısının lakabı olan “tosun” kelimesinin ileride kendisine İsveç kralı tarafından asalet pâyesi verildiğinde aldığı şekle dayanır. Bu durumda onun Osmanlı tebaası olarak adının Muradcan Tosunyan olduğu ortaya çıkmaktadır. D’Ohsson, İzmir’de 1735’te açılan İsveç Konsolosluğu’nun ilk tercümanlarındandı.  1738’den 1777’ye kadar bu görevde bulunan babasının yanında çalıştı. 1763’te İstanbul’daki İsveç Elçiliği’nin tercümanlık hizmetine girdi, 1768’de baş tercüman oldu. İstanbul’da Fransisken ve Dominiken papazlarından Batı tarzı eğitim aldı. Tercümanlık hizmeti yanında Doğu dillerini ve tarihini Avrupa-i metotlarla yakından incelemeye başladı. İslâm dünyasının tarih ve medeniyetine karşı büyük ilgi duyan D’Ohsson 22 yıl boyunca birincil kaynaklar üzerinde çalıştı. Osmanlı ulema ve ricalinden isimlerini vermediği iki kişinin devletin hukukî yapı ve teşkilâtıyla ilgili konularda kendisine çok yardımcı olduklarını belirten d’Ohsson, 1784’te Fransa’ya gitti. Bu arada diplomatlık mesleğinde de ilerleyen d’Ohsson, 1775’te İsveç kralından “kralın mahrem-i esrârı ve sır kâtibi” unvanlarını aldı ve 1783 tarihli İsveç-Osmanlı Ticaret ve Dostluk Antlaşması’nın gerçekleşmesindeki üstün katkılarından ötürü kendisine “Vasa nişanı” tevcih edildi. 1796 yılı sonunda İsveç elçisi olarak tayin edildi, 1801’de kendisine şövalye pâyesiyle asalet unvanı verildi. D’Ohsson’un süratli yükselişinde, Osmanlı sarayı ile iş yaptığı söylenen Ermeni sarraflarından Abraham Kuleli’nin kızı Eva ile evlenmesinin de önemli katkısı vardır. 1782’de kaybettiği bu ilk eşinden, ileride kendisi gibi diplomat olacak ve şarkiyat sahasında isim yapacak olan oğlu Abraham Constantin doğdu. İkinci evliliğini 1789’da Marie Antoinette Amelie Beilliard adlı bir Fransız ile yaptı; bu eşi de kendisinin Fransa ile olan ilişkilerini sağlamlaştırmasına yardımcı oldu. Osmanlı tebaası olan diğer Katolik Ermeniler hakkında ileri sürülen, servetlerini yurt dışına kaçırdıkları isnadını doğrularcasına servetini Fransa’ya taşıyarak parasını Fransız bankalarına yatırdı. Ancak 1789 Devrimi ile servetini kaybetti. İstanbul’a döndüğünde İsveç elçisi sıfatıyla Fransız ihtilâl temsilcilerini destekledi ve İstanbul’daki “Jacobin”lerle sıkı ilişki içine girdi. Fransızlar 1789'da Mısır’a saldırınca Osmanlı idaresi de d’Ohsson’u “istenmeyen adam” ilân etti ve İsveç kralından İstanbul’a “hakiki bir İsveçliyi elçi” göndermesi istendi. 1799 Nisanında İsveç hükümeti tarafından geri çağrılan d’Ohsson, hayatının geri kalan kısmını Fransa’da geçirdi ve 27 Ağustos 1807’de Paris yakınlarında Biavre’de öldü. Mezarının nerede olduğu bilinmiyor. (TDV İslâm Ansiklopedisi, 1994, İstanbul, 9. Cilt, syf, 496-497)
rachel cook onlyfans leak türkçe alt yazılı por xnxxforced.com videos pornográficos de lesvianas pretty cute girlfriend lets me tittyfuck, daddy an son porn my massive cock documentary hotwifeporn.vip blacks on blondes com big tit milf gif, chicas haciendo el amor happy ending real video tubxporn.vip فیلم سوپر با زیرنویس فارسی 三 上 悠 亚 视频
WhatsApp chat